Mirasbırakanın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışladığı taşınmazı tapuda satış gibi göstermesine karşı tüm yasal mirasçıların herhangi bir zamanaşımına tabi olmaksızın açtığı tapu iptal ve tescil davasıdır.
Muris muvazaası, mirasbırakanın yasal veya atanmış mirasçılarını miras payından tamamen veya kısmen mahrum bırakmak amacıyla yaptığı hileli ve muvazaalı taşınmaz temlikleridir. Uygulamada mirasbırakan, özellikle belirli bir çocuğuna ya da ikinci eşine kazandırma yapmak amacıyla gerçekte bağışladığı bir taşınmazı tapu memuru huzurunda "satış" veya "ölünceye kadar bakma sözleşmesi" gibi göstererek devreder (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19) 3.
Bu tür işlemlerde hukuken iç içe geçmiş iki sözleşme bulunur: görünürdeki sözleşme ve gizli sözleşme. Görünürdeki satış sözleşmesi tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı ve mirasçıları aldatma kastı taşıdığı için muvazaalıdır ve geçersizdir (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19/1) 3. Tarafların asıl istediği gizli bağışlama sözleşmesi ise tapu sicilinde resmi yazılı şekilde yapılmadığından şekil noksanlığı sebebiyle kesin hükümsüzdür. Yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı zedelenen her yasal mirasçı doğrudan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davası açabilir.
Davada temel inceleme konusu, mirasbırakanın asıl amacının mirastan mal kaçırmak olup olmadığının ortaya çıkarılmasıdır. Mahkeme bu tespiti yaparken mirasbırakanın ekonomik durumunu, taşınmaz satmaya ihtiyacının bulunup bulunmadığını, taşınmazı devralan kişinin gelir ve alım gücünü, resmi senette gösterilen satış bedeli ile devir tarihindeki gerçek piyasa değeri arasındaki fahiş farkı, murisin aile içi ilişkilerini ve yöresel örf-adetleri kapsamlı biçimde değerlendirir. Muris muvazaası davalarında herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı bulunmaz; dava mirasbırakanın ölümünden sonra her zaman açılabilir.
Detaylı bilgi için iletişime geçiniz.
Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinde kiralananın tahliyesine ilişkin yasal zemin ana hatlarıyla ele alınmaktadır. Kiraya verenin ya da yeni malikin konut veya işyeri ihtiyacı, esaslı tadilat zorunluluğu, yazılı tahliye taahhüdü, kira bedelinin ödenmemesi ve on yıllık uzama süresinin dolması gibi kanunda sınırlı olarak sayılan tahliye nedenleri incelenmektedir. Ayrıca tahliye taleplerinde hak düşürücü dava sürelerine uyulmasının önemi ile dava açılmadan önce tüketilmesi gereken zorunlu arabuluculuk şartı vurgulanmaktadır.
Kesinleşen hapis cezalarında fiilen cezaevinde geçirilecek sürelerin tespiti ele alınmakta; koşullu salıverilme oranları, tekerrürün infaza etkisi ve denetimli serbestlik uygulamaları açıklanmaktadır. Ayrıca suç tarihine göre tanınan geçici infaz avantajları, tutukluluk mahsubu ve süre belgesindeki hesaplama hatalarına karşı başvurulabilecek hukuki yollar ana hatlarıyla özetlenmektedir.
Paylı mülkiyete tabi bir taşınmazda paydaşlardan birinin hissesini üçüncü kişiye satması halinde diğer hissedarların öncelikle satın alma hakkını kullanarak Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tapu iptal ve tescil davasıdır. Noter bildirimi yapılmışsa tebliğden itibaren üç ay, bildirim yapılmamışsa satış tarihinden itibaren her hâlde bir yıl içinde açılması ve belirlenen önalım bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi şarttır.